26 Mayıs 2015 Salı

Bilim ve teknolojiyi sevdiren dergi: Cumhuriyet Bilim ve Teknoloj

CBT Sayı 1470, 22 Mayıs 20015

Türkiye gibi bilim geleneği zayıf bir toplumda bilimsel üretimin önünde onlarca engelden söz etmek mümkün. Ancak niyetimiz bu değil. Bilim ve teknolojide önemli açmazlarla karşı karşıya bulunan bir ülkede, tüm bu olumsuzluklara rağmen, son 28 yıldır ilkelerinden taviz vermeden, Türkiye’de bilim ve teknolojiyi halka taşıyan Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji (CBT) ekinden söz edeceğiz bu yazıda.
CBT’de yer alan yazılar bilim ve teknolojiyi halkla buluşturması nedeniyle bilim dergileri arasında özel bir yere sahip. CBT ile birlikte, bilim ve teknoloji halka indi, geniş kitlelerle buluştu ve bu satırın yazarının da içerisinde bulunduğu bir kuşağın yetişmesinde önemli bir işlev gördü. Bu nedenle CBT bir derginin çok ötesinde, adeta bilim ve teknoloji  akademisi işlevi görmektedir.
Cumhuriyet’in kültür pınarlarından, her yazısı ile okuyucuyu aydınlatan Doğan Kuban çözümlemeleri... Müfit Akyos, Aykut Göker, Osman Bahadır, Baha Kuban, Ali Akurgal, Hayrettin Ökçesiz, Tanol Türkoğlu ile birlikte birçok akademisyen ve aydın CBT’ye katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle CBT’yi Türkiye’nin bilim ve teknolojideki en temel bilgi kaynaklarından biri olarak nitelendirmek abartı olmaz.
Türkiye gibi bilim geleneği zayıf bir toplumda bir dergi bu kadar çok sevilip, benimsenmeseydi 28 yıldır yayında kalması mümkün olamazdı. CBT o kadar çok benimsendi ki CBT’nin yayında olduğu Cuma günleri Cumhuriyet gazetesi daha fazla talep ediliyor.
CBT’nin bilim ve teknolojiye ilişkin yaklaşımını (tezini) şu şekilde özetlemek mümkün: Türkiye bilim ve teknolojide sıçrama gerçekleştirmeden azgelişmişlik kısır döngüsünü aşamaz. Ekonomik büyümenin asıl kaynağı teknoloji ve teknolojik yeniliklerdir. Bu nedenle ulusal yenilik sistemin oluşturulması kaçınılmazdır. Türkiye’nin mevcut üretim yapısıyla azgelişmişlikten kurtulmasını beklemek ham hayaldir. Bu nedenle üretim yapısının yüksek teknolojiler temelinde dönüştürülmesi gerekmektedir. Aksi halde düşük teknoloji ihracatçısı bir ülke olmaktan kurtulmamız mümkün değildir.
Bilim ve teknolojinin gelişmesi ise eğitimle yakından ilintilidir. Teknolojideki gelişmeleri temel bilimlerdeki gelişmeler öncelemektedir. Bu nedenle fizik, kimya, matematik ve biyoloji gibi temel bilimler stratejik olarak öncellikle ele alınmalıdır. Büyük kurtarıcının söylediği gibi “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” kuşaklar yetiştirmeden Türkiye’nin bilim ve teknolojide söz sahibi olması imkansızdır. Kısaca, bilim ve teknolojide yeni bir paradigmaya ihtiyaç bulunmaktadır...
Bursalı 1450. sayısında ve birçok sayısında amaçlarının ne olduğunu açıkça ortaya koyar: “Bilimi, doğruyu, bilimsel düşünmeyi, gerçeği, ülkemize katkıyı, ARGE ve bilim üretmeyi yaymak ve hak edenin hak ettiği yerlere gelmesi için çaba sarfetmek...”
CBT salt pratik teknolojik gelişmeleri değil, bilginin doğası ve kaynağını ilgilendiren epistemolojiye  (bilgi felsefesi)  ve ontolojiye (varlık bilim) ilişkin kuramsal çözümlemeleri de okuyucuyla buluşturur. CBT felsefe geleneği son yıllarda daha da aşınan bir toplumda bilimsel araştırmanın zorluklarından hareket etmekte, bilimsel düşünmeyi teşvik etmektedir.
Bursalı da ekonomi ve teknoloji konusunda yazdığı yazılarla bilim hayatımıza önemli katkılarda bulunmaktadır. Bursalı, CBT’de ve yazdığı kitaplarda bıkıp usanmadan, şu soruların yanıtını arar: Neden teknolojiden geriyiz?, neden bilim üretemiyoruz?, mevcut eğitim sistemiyle bilim ve teknolojide sıçrama gerçekleştirmemiz mümkün mü?, insanı merkezine alan bir ekonomik sistem inşa edilemez mi?, sosyal gelişme olmadan ekonomik kalkınmanın anlamı nedir?, ARGE’ye gerekli önemi vermeden teknolojide dönüşüm mümkün mü? Bursalı bu ve benzeri sorularla  okuyucuyu düşünmeye teşvik eder… okuyucuyu uyarır… Ülke sevgisini içi boş, kof kavramlarla değil, bilim ve teknoloji çözümlemeleri ile ortaya koyan, bilim ve teknolojideki gelişmeleri her hafta CBT sayfalarına taşıması nedeniyle Türkiye CBT yazarlarına çok şey borçludur…bu katıksız bir yurt sevgisidir...
Sonuç olarak, “Katı olan her şeyin buharlaştığı”, giderek magazinleşen ve tüketime dayalı Amerikan yaşam tarzının bilinçlerimizi teslim aldığı post-modern zamanlarda, CBT’nin anlam ve önemi daha da artıyor. CBT bu anlamda modern zamanlara ait  büyük anlatıların mümkün olduğunun adıdır da.
Eğitimin giderek piyasalaşıp metalaştığı günümüz piyasa ekonomilerinde CBT bilginin kamusal niteliğini okuyucuya sunarak da önemli bir işlevi yerine getirmekte. Başka bir ifadeyle, günümüz kapitalist toplumlarında teknolojik gelişmenin kapitalizme özgü bir mantık içerisinde gelişmesi ve yanlılığı kaçınılmazdır. Bu nedenledir ki, kapitalist toplumlarda teknoloji insanlığın temel ihtiyaçları için değil, kapitalist sınıfın kar arayışlarına göre şekillenmektedir. Ancak bilimin sadece bir sınıfa özgü bir edinim olmadığı, insanlığın ortak ürünü olduğu gerçeği göz önüne alındığında bilimsel bilgi piyasanın dar/kar mantığına teslim edilemez. Bu noktada CBT’nin önemi daha da artmakta bilginin kamusal niteliğini öne çıkararak önemli bir işlevi yerine getirmektedir.                                                                                                              
Bir kuşağın yetişmesinde bir okul işlevi gören CBT’nin  daha adil ve eşitlikçi bir dünya ütopyasını yitirmeden, bundan sonraki yıllarda da bilim ve teknolojiyi kamu yararı çerçevesinde halka, taşıyacağına olan inancımız tamdır…iyi ki varsın CBT.
Bayram Ali Eşiyok’un bu yazısı, İktisat ve Toplum dergisinden kısaltılarak alındı (www.iktisatvetoplum.com)

Seçim Sonrası Kaotik Bir Dönem Bizi Bekliyor Olabilir / 7 Kriz Senaryosu

Bu son yazım, siz okuduğunuzda Moskova yolunda olacağım; bir haftalık geziden sonra umarım buluşuruz yeniden. Siz seçim sonuçlarını merak edip durun, ben seçim sonrasına ilişkin kuşkular ve olabilecekler üzerine düşünüyorum. Olumsuz senaryo olarak, güçlü bir kaosun gırdabına sürüklenebilir ülke. Seçim sonucu ne olursa olsun.
Her durumda, iktidarın mümkün olan en çok oyu kaybetmesi, Türkiye için en hayırlısı olacaktır. Koalisyon, hiç bu kadar ülke için hayırlı bir seçenek olarak ortaya çıkmamıştı. Bu nedenle, iktidarın pespaye medyası vargücüyle ve gece gündüz koalisyonların ne kadar kötü olduğunu, CHP’nin bu ülkeye ne kadar kötülük yaptığını, HDP üzerinden AKP’yi yıkmak için çalışıldığını, CHP-MHP ve HDP koalisyonunun kurulacağını, akıl almaz yalan dolanla anlatıyor.
Aslında bu cehennemi yalanlar, iktidarın bıçak üzerinde durduğunu gördüğünün de işareti sayılabilir. Hayırlara vesile olsun! Kendilerini ezeli ve ebedi iktidar sananlar, yeni Türkiye masalının ve Beştepe iktidarının sona erebileceği derin korkusu içinde kıvranıyor.
Peki seçim sonrası kaosa yol açabilecek durumlar neler olabilir?

7 Kaos Durumu
1) Sandıklarda hile: Ankara ve Üsküdar yerel seçimlerindeki derin şaibe, hırsızlık vb durumları örtbas edildi ve itirazlar yerelde tıkandı kaldı. Ama bu kez, genel seçimlerde saptanabilecek veya devreye sokulabilecek büyük hileler, Türkiye çapında infiale yol açacaktır. Şüphesiz iktidar “herşey hukuki” diyecek, Yüksek Seçim Kurulu örgütleri eliyle haklı ve ciddi itirazlar reddedilebilir ve sanki herşey yasalmış gibi gösterilebilir. Burada seçimlerde sık görülen ufak tefek hilelerden değil, iktidar değişimini etkileyecek sistemik olaylardan bahsediyorum.
Böyle bir durum, ülkeyi ciddi kaosa sürükler.. Bu uzun süreli bir İktidar yüzlerce TOMA’sını ne günler için anam babam kurban olsun diyenlere yaptırıyor? Umarım böyle bir durum asla ortaya çıkmaz, çünkü sonucu bilinmeyen ve herşeye açık bir kaosun sonuçları yaşanır. Sandıklar üzerinde muhalefetin ve sivil örgütlerin sıkı kontrolü, böyle bir sonuçtan ülkemizi de iktidarı da koruyabilir.
2) Ülkeyi yeniden seçimlere götürmek: Geçen yazımda da belirttiğim gibi, Beştepe’nin zayıf veya azınlık bir AKP iktidarı durumunda, sürekli seçimleri gündeme getirme manevrası da, müthiş istikrarsızlık yaratır. Beştepe’nin derdi, ülkeyi hukuka uygun bir hükümete kavuşturmak değil, bugüne kadarki düzenini sürdürebileceği bir hükümettir.
3) Savaş olasılığı: Seçim sonrasında olağanüstü durum yaratmak için Suriye bir savaş meselesi yapılabilir. Yeni seçimlere böyle bir atmosfer ardından gidilebilir.
4) AKP çoğunluk iktidarı: Şüphesiz ki bu olasılık zayıf değil. Ancak, Beştepe ve hükümetin, Türkiye’yi, sahiplendikleri yüksek yargının, devletin tüm organlarının, polisin, MİT’in tam kontrolünde ülkeyi yönetmeyi ağırlaştırarak ve daha derin bir totaliterlik baskısı altında sürdürmeleri de, ülkeyi giderek patlayacak bir kazana dönüştürebilir.
Demokrasiye, parlamenter düzenin, anayasanın kurallarına göre değil, giderek artacak Beştepe’nin sorumsuz ve keyfi yönetimi, kesinlikle yönetilemez bir ülke durumu ortaya çıkartacaktır. Sürdürdülebilir bir iktidar olmayacaktır.
5) Beştepe’ninBaşkanlık Anayasası”nı dayatması ve referandum koşullarının ortaya çıkması da, ülkeyi sürekli siyasi ve ekonomik kriz koşullarında tutacaktır.
6) Ekonomik Kriz: AKP iktidarı kurulsa da, ülkeyi saran ekonomik zorluklar ve kriz koşulları, bütün bu siyasi çatışmalarla birleşince, yine yönetilemez bir ülke ile karşılaşma olasılığımız büyüktür.
7) Beştepe Krizi: Beştepe sorumsuz yönetimiyle, istediği Anayasayı geçiremediği koşullarda bile, fiili başkanlık rolünü oynaması, başlıbaşına bir kriz konusu olacaktır.
***
Kısaca “koalisyon olasılıkları” üzerinde de durursak: Daha önce yazdığım gibi, en büyük olasılık MHP-AKP koalisyonu olur. Seçim biter çözüm süreci yeniden başlar beklentisinin yanlış çıkma olasılığı büyüktür. Bu süreç sona ermiş, veya Kürt Silahlı ve Siyasi Hareketi’nin beklentileri sonuçsuz kalabilir.
Can Dündar’ın HDP’nin dışarıdan AKP’ye destek verme olasılığını izlenim olarak yazması, minik bir kıyamet kopardı. Bazı yazarlar öyle olsa bile bunu gündeme getirmenin zamanı mı, bu HDP’ye akacak oyları etkiler, diye endişelendi. HDP’ye oy verecekler üç kağıda getirilerek değil bilerek oylarını versinler. Nefretin büyüklüğü, endişelenseler bile insanlara HDP’ye oy verdirecektir.

Zor günlere giriyoruz.
--25 Mayıs 2015 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet